facebook twitter youtube instagram
Randevu
:
+90 (322) 458 18 21

Uzman Klinik Psikolog Göksu Telmaç

Siz Hangi Masaldaki Kadınsınız?

Geçtiğimiz günlerde bir sosyal paylaşım sitesinde komik ama anlamlı bir yazı gördüm. Yazı şöyleydi:

“Kadın olmak masallarda bile zor. 7 tane minicik adamla yaşarsın, ya kurbağa öpersin, ya en sevdiğin meyveden zehirlenirsin, ya kuleye kapatılırsın, ya saçlarını bir adam gelsin tırmansın diye uzatırsın, ya gece yarısı külkedisine dönersin, elbiselerin yırtılır ve en kötüsü bazen seni sadece ayak numarandan tanıyan bir şapşala âşık olursun.”

Hemen tüm kadınlar bu masallarla büyüdü ve en gribi de tüm bu kahramanlara imrendi. Bir gün beyaz atlı prenslerinin gelip onları mutlu sonlarına kavuşturmasını umarak…

Sizin masalınız hangisi?

Toplumsal beklentiler ve dayatmalar, cinsiyet rollerini daha biz doğmadan başlatır. Hanım hanımcık olmak, insanları memnun ve mutlu etmek, kimseyi kırmamak, isyan etmemek, karşı çıkmamak, sesini yükseltmeden, ağlamadan, bağırmadan tepkiler vermek kız çocuklarından beklentiler arasındadır.

Yapılan araştırmalar yedi yaşından sonra bu beklentilerin daha çok ortaya konduğu ve “ideal kadın” olmanın öğretildiğini göstermektedir.

Bu noktadan sonra pek çok kadın kendi kişiliği doğrultusunda büyüyemez. Kendinden beklenen mutlu ve ideal kadın olmanın yollarını arar. Farklı yaşantılarda, farklı rollerde…

Kurbağayı öpüp prens bekleyenler…

Karşısına çıkan erkeğin pek çok özelliği hayalindeki ile örtüşmüyor ama ona sürekli şu söylenmiş: “Erkekler çocuk gibidir, zamanla eşlerine uyum sağlarlar, onları idare etmek elde tutmak kadının işidir.” Ya da “Kocanın neyi eksik yediğin önünde yemediğin arkanda, dayağı yok içkisi yok, o kadar da kusuru oluversin…”

Kurbağanın aslında prens olduğuna inanmak nereye kadar gerçekliğini korur? Bu yaşantıda olan pek çok kadın beklentilerini o kadar kısar ki, daha iyisini beklemek kendi gözlerinde bile suç haline gelir.

Saçını süpürge/merdiven edenler…

Erkeğini mutlu etmek için her şeyi aynı anda mükemmel dengede tutmaya çalışan, hem işte hem evde her konuda eksiksiz performans gösteren, en ufak hatada aşırı eleştirilen kadınlar kendi önceliklerinden vazgeçerek hayatlarını eşlerine çocuklarına adarlar.

Külkedileri…

“Eşinin maaşı ikinize de yeter evde kalıp çocuklarını büyütsene. İş hayatında neden vakit kaybediyorsun, bırak işi evinin çocuklarının başında dur…” cümlesi size çok mu tanıdık? Kariyerini, eğitimini yarıda bırakıp bireyselliğinden ideallerinden vazgeçen kadınlar pembe panjurlu hapishanelerinde yaşayarak yaşam boyu süren rutinlerine gömülürler.

Gelelim ayakkabı meselesine!

Elindeki ayakkabıya uyan ayağı bulmaya çalışan bir adam! Bu ayağı bulursa her şeyin yoluna gireceğine inanıyor. Denemedik kadın kalmıyor ama hiç biti uymuyor. İşin daha ilginç tarafı, bu ayakkabıya girmeye çalışan yüzlerce kadının olması. Ayaklarını sıkacak, kendilerine uymayacak o ayakkabı için ne gerekiyorsa yapmaya hazırlar. Kendilerinden ödün vererek, gerçekte olmadıkları hayatı yaşamaya razı…

Sizin masalınız hangisi?

Kadınlar gününü her sene kutlarken kadın olmanın değerini ne kadar vurguluyor, hatırlatıyoruz kendimize?

Asıl benlikleri unutturan hayat ve senaryoları seçmek yerine gerçekten yaşamayı seçmek için her yeni gün yeterli.

Kronikleşen depresyonlar, umutsuzluk ve mutsuzluk bir kader değildir.

Kendi masalınızı kendi seçimlerinizle yazmanız dileğiyle.

 

Göksu Telmaç

Uzman Klinik Psikolog