facebook twitter youtube instagram
Randevu
:
+90 (322) 458 18 21

Uzman Klinik Psikolog Göksu Telmaç

Kadın Olmak...Kendine Güvenen Kadın Olmak...

Çok güçlü bir vurgu öyle değil mi? “Kadın” olmak. Tınısı, derinliği ve anlamı…Siz ne anlamlar yüklüyorsunuz kadın olmaya?

Güçlü, yaratıcı, doğurgan, üretken, renkli, hassas, duyarlı ve gizemli. Benim aklıma ilk bunlar geliyor. Mesleğime bakış açım her zaman şudur: Bizi üzen, strese, depresyona sokan şey olaylar değil; bizim o olaylara yüklediğimiz anlamlardır. Bilişsel terapinin de özü olan bu inanış ile her türlü durumda “Evet bu olay var peki ama bana ne ifade ediyor?” sorusuyla iyi bir başlangıç yapabilirsiniz.

Kadın olmaya da önce ne anlam yüklediğimizle başlayabiliriz. Ardından da “Kendine Güvenen Kadın Olmak” kavramı var. O daha da güçlü.

Hadi adım adım gidelim ve önce özgüvenden ne kastedildiğine bakalım. Bize medya ya da basında sunulan “Özgüvenli Kadın” tanımı için küçük bir araştırma yaptığımda %90 “O’nu etkilemenin yolları. Erkekler kendine güvenen kadınlardan hoşlanır” temelli şeylerle karşılaştım.

Sanki “içindeki tüm korkuları sakla ve bir erkekle birlikteyken ya da birlikte olmak için donanımlı görün” diyen onlarca makale, test, vb. Bunların çok başarılı olduğunu düşünmüyorum.

Bir psikolog olarak özgüvene yüklediğim anlam, bireyin kendini tüm yönleriyle tanıma sürecine girmesi ve karşılaştığı olumlu yönlerini köreltmeden güçlendirmesi, koruması; olumsuz ya da zayıf yönlerini ise önce kabul ederek üzerinde düşünmesi, aşmaya çalışması hatta gerektiğinde uzman yardımı ile hayatını sahiplenip beslemesidir. Bu durum ilk olarak çocuklukta başladığında, her yaşta şekil değiştiren benliğe uyum sağlamak güç olmaz. Kişilik yenilenir ve gelişir. Sadece haklarını savunan, mükemmeli oynayan, çok konuşup öne çıkan ve dominant karakterli bireylerin “kendine güvenen” bir yapıda algılanmaması gerekmektedir.

Kendini olduğundan daha iyi gösterme isteği ya da sadece iyi yanlarını öne çıkarma isteğinin altında hemen her zaman bir “yetersizlik algısı” yatar.

Kişi kendini bastırıp saklamak zorunda kalır ve iyi olan parçaları da vitrininin en önüne koymalıdır.

Bu gibi durumlar ise uzun vadede olumsuz kişilik yapıları ve bozulmuş sosyal dengelere neden olabilir.

Kendine güvenen bir bayanın kendine fiziksel olarak bakması elbette muhteşemdir. Yaradılışındaki estetiği dengeli biçimde öne çıkarmak, yenilenmek ve iyi hissetmek çok önemlidir. Kendini yenilemek doğada da en bariz olan şeydir. Yağmurların yağışı, yaprakların yeniden yeşermesi evrenin nefes almasını sağlar.

Ben hayatımda hiç “Evet kendime aylardır bakmıyorum çünkü bu benim seçimim” diyen bir bayanla tanışmadım. İnsan yaşadığı telaş ya da streslerle kendini ikinci plana attığında adeta nefes alamayan bir ağaca dönüşmektedir. Bazen kendi gayretiyle bazen de terapi desteği ile yeniden kendine geldiğinde hayata sımsıkı tutunmaya başlar. Ve aynı zamanda birçok evlilik terapisinde eşlerin, diğerinin kendine bakmamasının, sosyal hiçbir aktivite yapmamasının ve hobi edinmemesinin de evlilik problemlerine neden olduğunu görmekteyim. İnsanlar bu pürüzleri ortadan kaldırdıklarında ciddi ilerlemek kaydetmekteler. Ama burada daha derin bir nokta var. Birincisi insanlar sadece karşıdakini mutlu etmek için değil, kendi hayatının anlamını ve yaşam doyumunu arttırmak için bunu yapmalılar. İkincisi ise evlilik terapisindeki durumun asıl sihri şu oluyor. “Değişmek için çabaladığına göre onun için değerliyim, evliliğimize de değer veriyor…  Ve çok değerli!”

O halde denklemimizi bireyselleştirelim:

“Kendime bir bakıyorum. Kendim için değiştim. Hayatım için değiştim ve yeni güzel kararlar aldım. Ve onları uyguladım. O halde kendimi çok seviyorum ve çok değerliyim. Kendime teşekkür ederim.”

Bu ne güzel bir güç olur değil mi?

Bu gücü yakalamamak için önünüzde engeller var mı? Varsa onlar neler? Nasıl aşılırlar?

Engel yoksa ne bekliyorsunuz?

Uzman Klinik Psikolog Göksu Telmaç

Yaprak Psikiyatrik ve Psikolojik Danışma